Günümüz toplumunun çocukları benzersiz bir şekilde eziliyorlar ama ezilmeleri genellikle kendilerini ilerici ya da radikal olarak gören insanlar tarafından bile fark edilmiyor. Çocuklar ve yetişkinler arasındaki ilişkinin eşitsizlik ve zorlama üzerine kurulu olması; ırk, cinsiyet ya da cinsel yönelime dayanan diğer baskı biçimlerinden ayrı bir mesele olarak görülür çünkü her nasılsa doğal kabul edilir. Çocukların kendi kararlarını kendileri almayacağı ve işlerini kendileri yürütmeyeceği düşünülür çünkü deneyimden yoksun ve olgunlaşmamış oldukları varsayılır ve bu yüzden yetişkinlerin onlar üzerinde bir biçimde otorite uygulamaları meşru kabul edilir. Bireysel bağımsızlık, gönüllülük, örgütlenme özgürlüğü ve karşılıklı yardımlaşmaya dayanan anarşizm, anti otoriter bir ebeveynlik, öğrenim ve çocuk yetiştirme teorisini formüle etmek için ve çocukları baskıcı bir toplumdan özgürleştirme sürecini başlatmak için önemli bir rol oynayabilir.

Çocukların büyürken yüzleştikleri ilk otorite ebeveynleridir. Ebeveynler çocukları üzerinde doğumlarından 18 yaşına kadar yasal vasilik haklarına sahipler. Birçok ebeveyn çocuklarıyla olan ilişkileri konusunda hiyerarşik ve otoriter bir görüşe sahip. Çocuklarını mülkiyetleri gibi görüyorlar. Beslenecek, korunacak, düzene sokulacak, kısıtlanacak, disipline edilecek, uygun gördükleri şekilde ödüllendirilip cezalandırılacak mülkler olarak. Anarşistler, çocukları kendi başlarına otonom bireyler olarak görmeyen bu ebeveynlerine muhtaç çocuk kavramına karşı çıkarlar. Anarşist Mikhail Bakunin meselenin özünü şöyle ifade ediyor: “Çocuklar kimsenin mülkiyetinin bir parçası değildir; ne ebeveynlerin ne de toplumun. Onlar ancak kendilerinin özgür geleceğine aittir.”

Bazı ebeveynler çekirdek ailenin boğucu atmosferini “aşırı korumacı” ya da “çocuklarına aşırı düşkün” olduklarını söyleyerek meşrulaştırıyor. Toplumsal cinsiyet rolleri çekirdek aile ile birlikte yaratılır ve sağlamlaştırılır. Otoriter ideolojilerin yeni nesillere aktarılması da çekirdek ailede gerçekleşir. Çekirdek ailenin cinsellik üzerindeki püriten baskısının sonucu olarak nevrotik ve antisosyal kişilik bozukluğu da yine burada üretilir. Çoğu zaman ebeveynler çocuklarını hristiyanlık, müslümanlık vb. gibi kendi dinlerinin ya da cumhuriyetçi, demokrat vb. gibi belirli politik görüşlerin takipçisi olmaya zorlarlar. Yahudilikte 13 yaşına gelmiş oğlan çocukları genellikle “erkek olmanın” göstergesi olan bir törene zorlanır ya da buna mecbur bırakılır. Hanuka ve Noel çocukların katılmaya zorlandıkları ve kendi inanç ve fikirlerini seçme şanslarının verilmediği dini kutlamalardır.

5 yaşlarına doğru çocuklar “okullara” ya da anarşist yazar Bob Black’in yerinde adlandırması ile “gençlik toplama kamplarına” yollanıyor. Bu kurumlarda çocuklar her türlü “şüpheli” davranışı rapor edeceğinden emin olduğumuz öğretmenler tarafından yakından izlenir. Okulların amacı incelikli ya da çok da incelikli olmayan baskı biçimleriyle en ufak bir özgür düşünce ve bireysellik işaretini engellemektir. Eğer çocuklar “yaramazlık” yaparsa ofise gönderilerek, göz hapsine alınarak ya da kınama, uzaklaştırma, kötü notlar verilerek cezalandırılır. Bir çok özel ortaokul, lise ve çok sayıda devlet okulunda çocukların uyması gereken kıyafet kuralları vardır. Hatta bazen gömleklerini içeri sokmaya ya da kemer giymeye bile zorlanırlar. Dövmeler, boyalı saçlar, piercingler ve bağımsız bir kimlik oluşturmaya yarar ne varsa okul yönetiminin ve müdürlerin şiddetli düşmanlığı ile karşılaşır.

Yönetimin öğrencilerle olan ilişkisi neredeyse bir patronun işçisiyle olan ilişkisiyle aynıdır. Yönetim erki kurumun sahibidir, “davranış kuralları”nı belirler ve “üretken bir çalışma ortamı” yaratmaya çalışır. Otoriteye sahip olanları sorgulamak iyi bir fikir olarak kabul edilmez ve öğrencilerin öfkesi modern iş yerlerinde bulunan sarı sendikalardaki gibi kabul edilebilir biçimlere, öğrenci yönetimlerine ya da kurumsal öğrenci birliklerine kanalize edilir. Öğrenci yönetimleri küçük reform taleplerinde bulunabilir ama okulun varlığına dair sorular sormasının ya da anarşist eleştirinin gerektirdiği gibi baskının tümden feshine dair taleplerde bulunmasının imkanı yoktur.

Okullar ve hapishanelerin bu kadar benzeşmesi de oldukça ilginçtir. Hem hapishanelerde hem de okullarda şu kriterler geçerlidir: Otoriter bir yapı, kıyafet kuralları, bir yerden bir yere giderken geçiş izni, sessizliğe ve düzene verilen önem, negatif destekleme, davranış vurgusu, dışsal ödül sistemi, bireysel otonominin kaybı, kısıtlı özgürlük ve karar süreçlerinde katılımın azlığı.

Bu şu soruyu doğuruyor: Çocuklar günlük yaşamlarında yüzyüze geldikleri baskı biçimlerine karşı savaşmak için ne yapabilirler? En önemlisi okulda, evde ve işyerinde yaratılan yıkıcı bir atmosferde. (Lise öğrencileri genellikle McDonalds gibi düşük ücretli boktan işlerde çalışmaya zorlanıyorlar.) Ebeveynlerinin baskısı ya da yetişkinlerin davranışları hakkında nasıl hissettiğinizi diğer genç insanların bilmelerini sağlayın. Farkındalık gereklidir. Çocuklar bilmeli ki kendi varoluş koşullarını dayatan baskıcı bir sınıf tarafından benzersiz bir şekilde baskılanıyorlar. IWW tüzüğününün giriş bölümünden uyarlarsak; ezen ve ezilen sınıfların ortak hiçbir şeyleri yoktur.

İtaatsizlik küçük yollarla ifade edilebilir (iş yerinde küçük sabotajlar gibi); sadakat sözü vermeyi reddederek, dua etmeye katılmayarak (dini okullarda) veya okul ödevlerinde tarihten gençlik isyanları, Emma Goldman, Katie Sierra (Anarşist bir kulüp kurmaya çalıştığı ve ev yapımı savaş karşıtı bir tişört giydiği için okuldan uzaklaştırılan 15 yaşındaki bir anarşist) hakkında yazıp onları sınıfın önüne sunarak. Başkalarıyla konuşarak, okuyarak, düşüncelerini ve deneyimlerini paylaşarak kendin okulun dışında öğren. El ilanları yapabilir ve dağıtabilirsin ya da bunları okulun etrafına yapıştırabilirsin. Kendi başına ya da başkalarıyla birlikte fanzin çalışması başlatabilir, bunları okulda dağıtabilirsin. Reformist gözükseler bile sokağa çıkma yasağına, üniformaya vb. karşı sokak eylemleri, lise genel grevleri planlanabilir. Bunların gittikçe daha fazla öğrenciyi radikalleştirme olasılığı vardır.

Bir çok yaratıcı ihtimal var: Örneğin yaşadığım yere yakın anarşist bir grup, bir köpek kulübesi üzerinden “itaat eğitimi” yazan bir tabelayı söküp yerel okulun girişine astılar. Bu tarz şeylerin başarıya ulaşabilmeleri için ebeveynler ve yöneticiler daha öncekilerde olduğu gibi bundan paçayı sıyıramayacaklarını, eskiden baskı uyguladıkları çocuklar tarafından yakından izlendiklerini ve gençlerin üzerindeki güçleri ve otoritelerini yavaşça kaybettiklerini hissetmelidir. Ve karşılarındakilerin artık yumuşak başlı bir koyun sürüsü değil efendileri ortadan kaldırarak kendi hayatlarının kontrolünü ellerine almaya kararlı, farkındalığa sahip, zeki ve örgütlü bir gençlik olduğunu bilmeliler.

Anarşizm gençliğin özgürleşmesine dair çok şey sunuyor. Anarşizmin otorite karşıtlığı ve gönüllülük olan temel ilkeleri çocukları kölelikten ve esaret durumundan kurtaracak olan güçlü araçlardır. Ayrıca anarşizm, gençlik özgürleşmesine yalnızca ebeveyn baskının feshiyle yetinmeyip özgürlükçü alternatifler yaratmayı teklif eder. Bu, eski toplumun kabuğundan yeni bir toplum yaratan devrimci ikili güç stratejisinin bir örneğidir. Resmi görüşe aykırı olarak, öğrenim okul ile aynı şey değildir ve çocuklar öğrenmek, büyümek ve kendilerini geliştirmek için tümüyle özörgütlü altyapılara sahip tam eşitlik ve özgürlüğe dayalı karşı kurumlar yaratabilirler. Sınıfların gönüllü olduğu, çocukların başkalarıyla -çocuk ya da yetişkin- bu konuda kimin yetkinliği var ise onunla birlikte belirli bir konu üzerine çalıştıkları “özgür okullar” gerçekten yaratılabilir. Colin Ward’ın Eylemde Anarşi kitabına eklediği gibi bunlar artık okul değil, “halkın özgürleşme laboratuvarları” olacaktır.

Marc Silverstein

Çeviri: Ahmet Soykarcı

 

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 50. sayısında yayınlanmıştır.

 

Gazetemizde yayınlanan tüm yazılara arşiv bölümünden ulaşabilirsiniz.

Etiketler: , , , , , , , , ,

Giriş
Login