Ekonomik krizin artık inkar edilemeyecek boyutlara ulaştığı son 6 aylık zaman diliminde iş yerlerinde de bu durumu iyice hissetmeye başladık. Esasen ağustos öncesinde de hissedilir derecede değişmeler, işten çıkarmalar başlamıştı. Bu durum tüm iş alanları için geçerlidir tabi ancak iliklerimize kadar sömürüldüğümüz hizmet sektöründe ve özellikle kadın işçiler olarak yaşadığımız ibretlik olaylar halini almış durumda.

Öncelikle “kadınların iş yaşamına katılımı” gibi araştırmalar tüm sektörleri kapsadığı için yüzde 30’lara varan oranlar açığa çıkarabiliyor. Hizmet sektöründeyse bu oranlar yüzde 50’lerde. Bu rakamların istatistiki veriler olması dışında bizleri ilgilendiren çok kritik yansımaları vardır. Örneğin bir iş yerinde çalışan garson, komi, kasa, mutfak elemanları olarak toplam 15 kişiysek, bunun neredeyse yarısı kadın oluyor. Bu da iş yerindeki personel tuvaletini kullanmaktan tutalım da sigara molalarına hatta şeflerin, patronların senden erkek işçiler gibi davranmanı, çalışmanı beklemelerine kadar varıyor. Çünkü orası erkekler için dizayn edilmiş bir iş yeridir. Sözümona kadın erkek ayrımı yapmazlar ama senden bir erkek gibi davranmanı beklerler. Para kazanmak uğruna karakterimizin değiştirildiği bu yerlerde ne yaparsak yapalım yine de yetersizmişiz gibi hissettirilir, kısıtlanırız. Buraya çok sayıda örnek yazılabilir. Mesela fast food alanında Burger King ya da KFC gibi yerlerde çalışıyorsan kadınların belirli işleri vardır. Hiçbir zaman bord elemanı olamazsın. Bord elemanlarının hızlı ve el becerisi yüksek erkeklerden oluşması gerekir ve biz kadınlar bu beceriden yoksunuz. Ne komik! Bu nedenle şirkette hep belirli sınırlar içerisinde çalıştırılarak cam tavan sendromuna itiliyoruz.

Cam Tavan Sendromu

Cam tavan metaforu öncelikle bir bilimsel deneyden yola çıkılarak potansiyeli kısıtlanan kişinin kendisinin yarattığı veya başkası tarafından yaratılmış görünmez engelleri temsil eder. Cam tavan sendromu iş hayatına kadınların belirli sınırlarda çalışabildiği şirket içi hiyerarşide yükselmelerinin bir sınırının olduğunu anlatır. Bu sınırın sebebi bilinmez bir sebeptir dense de esasında sebep oldukça açıktır. Erkek egemen kapitalizmin rekabet anlayışında, her ne olursa olsun son raddede erkeklerin kadınlardan daha çok söz hakkına sahiptir.


Öte yandan mağazalarda kasada veya reyonda müşteri ile iletişim kuracak kadın işçiler için kıyafet ve makyaj biçimleri net bir şekilde belirlenir. İşe alınırken fiziki özelliklerimiz de bu şekilde değerlendirmelere tabi tutulur. “İyi görünen” ve “bu iş için doğru olan” arasındaki farkı tam olarak hissederiz. Aslında şirketi en iyi şekilde temsil edecek eleman değil müşterinin ilgisini en çok çekecek eleman işe alınır. Bizim sektörde satın alınan şeyin adı hizmettir. Gülmek zorundasındır müşteriye her zaman. Müşterinin tacize varan konuşmaları, davranışları karşısında bile bu sektörün kurallarından kaçamayız.

Kriz zamanlarında bu yaşadıklarımız katlanır, katlanır, iyice dayanılmaz bir hal alır. Hizmet sektörü üretime dayalı bir sektör olmamasından ötürü krizden birincil derecede etkilenmiyor diye düşünülür çoğu zaman. Esasında durum böyle değildir. Örneğin fast foodlar gıdada yaşananlardan birinci derecede etkileniyor. Patates kızartmasına dayalı bir yiyecek sistemi olan fast food zincirlerinin patateslerinin neredeyse karaborsa halini alacağı bir döneme doğru gidiyoruz. Kumaş fiyatlarını bahane eden mağazalar ürünlerini ateş pahasına satmaya başlayalı oldu bayağı bir zaman. Hal böyle olunca bizlere yansıması da işten çıkarma, maaşları ödememe, yol ve yemek ücretinde kesinti ya da en iyi ihtimalle asgari ücretteki zammı maaşa yansıtmamak şeklinde oluyor.

Krizin konuşulmaya başlandığı süreçte sanki bizim sektörü çok etkilemeyecek gibi çalışmaya devam ediyorduk. Bir süre sonra maaşlarımızdaki vergi kesintileri artmaya başladı. Sonra yol ve yemek ücretlerimiz birleştirildi. Sonra onda da kesinti olmaya başladı. Maaşlar yarım yamalak yatmaya başlayınca artık kimse krizi inkar edemez hale geldi. Sonra işten çıkarmalar başladı. İşten çıkarmaların aynı pozisyonda çalışan kadınlardan başlaması tesadüf gibi gösterilse de işin aslı bu şekilde değil. İşten çıkarmaların ardından kalanlara yüklenen işler iyice çığrından çıkarak artmaya başladı.

“Kasa patladı” dendi mi mağazalarda, tüm personel kasaya desteğe gelirdi önceden. Şimdi kasa hep patlıyor. Çünkü 3 kişilik kasada vardiyalı en az 6 kişi çalışmamız gerekirken, biz toplamda 3 kişi dönüşümlü çalıştık bütün bir hafta boyunca. Hizmet sektörü demek hız demektir ya, artık hız tek başına tarifleyemiyor durumumuzu; hızlı olmaktan çok ötede çalışıyoruz. Krizin çalışma ve yaşama şartlarımıza etkisi en kısa haliyle böyle özetlenebilir.

Bu koşulları kabul etmediğimiz takdirde, yine sektör içerisinde “ne iş olsa yaparım” modunda işler aramaya koyuluyoruz. O işten bu işe, geçici çalışmayı sürdürürüz. Ancak sömürü hep kalıcıdır. Yükselmek için arkadaşlarımızı ezer, arkadaşlarımız tarafından eziliriz. Sonuçta bir arkadaşlıktan, kız kardeşlikten ziyade yalnızlaştırılırız. Tüm yalnızlığımızla çaresizliğe örgütleniriz.

Her ne kadar işten çıkarılıp dursak da sektörlerimiz kalabalıktır aslında. Markette, kargoda, kafede barda, ajansta yüzlerce genç işçiyiz. Bu kriz daha da derinleşebilir ya da kriz dönemi geçebilir. Ama her dönem kriz olan kapitalizme karşı tek tek ezilerek kaybolacağımıza örgütlenelim, karşı koyalım. Sömürü sistemine; patronların, müdürlerin, şeflerin egosuna; ödenmeyen maaşlara; çok çalışıp az kazanmaya; zihinsel ve bedensel tacize karşı koyalım, Genç İşçi Derneği’nde örgütlenelim.

Aylin Sal

Genç İşçi Derneği

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 48. sayısında yayınlanmıştır.

 

Gazetemizde yayınlanan tüm yazılara arşiv bölümünden ulaşabilirsiniz.

Etiketler: , , , ,

Giriş
Login