Şirketlere karşı alternatif olarak kurulan, çiftçileri şirketlere karşı koruması için oluşturulan kooperatifler şirketleştirildi. Birer serbest piyasa aktörü haline getirildi.

Tarımda endüstriyel üretimin gittikçe yaygınlaştığı, sağlıklı gıdalara ulaşmanın imkansız hale geldiği, tüketicinin satın aldığı, üreticinin ise ürettiği gıdaya yabancı bırakıldığı günümüz dünyasında üretici ve tüketici arasındaki ilişkide devreye giren vurgunculara, yani kapitalist şirketlere karşı bir mücadele örgütleniyor. Çiftçinin üretim esnasında artan mazot, tohum, gübre fiyatlarına karşı; tüketicinin güvensiz ve sağlıksız gıdalara karşı mücadelesinde ortak bir alan olan kooperatifler hem tarımsal üretimde hem de üretimin satış aşamasında hayli önem taşıyor.

Tarım alanında artan kapitalist sömürüye kaşı çiftçilerin toplumsal örgütlenmesini savunan Çiftçi-Sen Kurucu Başkanı Abdullah Aysu ile kooperatifçiliği konuştuk.

Meydan: Çiftçinin çoğu zaman zarar ederek, çok düşük fiyata satabildiği bir ürün nasıl oluyor da tüketiciye çok yüksek fiyatlara satılıyor?

Abdullah Aysu: Şu anda yalnız Türkiye’de değil, dünya genelinde çiftçiliği ortadan kaldıracak, yerine şirket tarımcılığını ikame edecek küresel bir politika uygulanmaktadır. Söz konusu politikanın gerçekleşmesinde fiyat politikaları birinci sırada yer almaktadır. Çiftçiler üretim esnasında kullanmak zorunda oldukları üretim girdileri olan tohum, gübre, mazot ve diğerlerini satın alırken pahalıya almak zorunda bırakılmakta, bin bir çileyle ürettikleri ürünlerini satarken vurguncu tüccar ve sanayici tarafından bu ürünler ucuza kapatılmaktadır. Bunun temel nedeni piyasayı düzenleyecek bir kamu kurumu ve çiftçilerin toplumsal örgütlenmelerinin olmamasıdır. Ürünleri üretici köylüden ucuza alan şirketler ürünleri pazarlarken, piyasayı bu kez tüketici lehine düzenleyecek bir kamu veya çiftçilerin ekonomik örgütlenmesi olmadığı için, yüksek fiyata satmaktadır. Çiftçilerin hak arama örgütleri olan Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu üretimden pazarlamaya, zincirin tüm halkalarına üretici ile birlikte tüketicinin belirleyeceği bir mekanizmanın-örgütlenmenin oluşması için mücadele etmektedir.

Meydan: Tüketicinin ilk elden üreticiye ulaşabilmesi için oluşturulacak kooperatifler nasıl yapılandırılmalıdır, bu kooperatifler üretici ve tüketici açısından ne gibi çözümler yaratır?

Abdullah Aysu: Sözünü ettiğim zincirin en önemli halkası kuşkusuz kooperatiflerdir. Kooperatifler üretici ile tüketici arasındaki vurguncuları ortadan kaldırır. Çiftçinin alın terinin karşılığını almasını, tüketicilerin ise daha ucuz ve sağlıklı gıdaya erişmesini sağlar. Sömürüyü ortadan kaldırmaz, fakat minimuma indirir. Kaliteli gıdayla tüketiciyi buluşturur. Halkın nereden beslendiğini, kendisine besin maddesini kimin ürettiğini bilmesine zemin sağlar, isteyen gerektiğinde gidip yerinde görebilir. Hem üretici ve tüketici arasında doğrudan bir bağ kurulmuş olur, hem beslendiği ürünlerin nereden kimler tarafından nasıl üretildiğini görebilir. Biz bu tarzın oluşmasından sonra artık ürünlerimizle beslenen halka tüketici değil, yarı üretici diyoruz. Çünkü onlar tercihleriyle bizi yönlendirmiş oluyor, üretime katkı koymuş oluyorlar.

Meydan: Endüstriyel tarımla üretici, tüketicinin ihtiyaçlarına yönelik değil, devletin kalkınma planlarının ya da pazarın ihtiyaçları doğrultusunda üretime zorlanıyor. Bu yolla şirketleşen kooperatifler üretici ile tüketici arasındaki bağı kuramıyor. Endüstriyel üretime çiftçiyi entegre etmek üzere kurulan “truva atı kooperatiflerin” işletim basamakları nelerden oluşmaktadır?

Abdullah Aysu: Geçmişten bu yana çiftçilerin kooperatifleri vardır. Bu kooperatifler, ürün bazındadır. Fakat bu kooperatifler 2002 yılına kadar devlet vesayeti altında kooperatiflerdi. Devlet vesayeti altındaki kooperatiflerin anlaşılır olabilmesi için şöyle açıklanabilir: Çiftçiler kooperatifleri kurar. Seçimle yönetimlerini oluşturur. Yönetim oluştuktan sonra Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından bu kooperatiflere bir genel müdür atanır. Atanan genel müdür, kooperatif tarafından satın alınacak olanürünlerin kaça alınacağına, alınan ürünün ne kadarının işleneceğine ve kaça satılacağına karar verirdi. Buna “devlet vesayeti altında kooperatifçilik” denir. Çiftçiler, devlet vesayetçiliğine hep karşıydılar. Genel müdürlerini kendileri atamak istiyordu. Kooperatiflerini devletin yönetmesini değil, kendileri yönetmek istiyorlardı. Bu konuda hileyi şeriyeli bir kooperatif kanunu çıkarttılar. Bu 4572 sayılı Kooperatifler Kanunu’dur. Bu kanunla çiftiler kendi genel müdürlerini atayabildiler, fakat bu kez Dünya Bankası patentli Yeniden Yapılandırma Kurulları’nın kriterlerine göre kooperatifler yeniden dizayn edildi. Entegre tesisleri A.Ş.‘lere dönüştürülerek şirketleştirildi. İşçilerin çoğu çıkarıldı. Kamu bankalarından kredi almalarına yasak getirildi. Şirketlere karşı alternatif olarak kurulan, çiftçileri şirketlere karşı koruması için oluşturulan kooperatifler şirketleştirildi. Birer serbest piyasa aktörü haline getirildi. Türkiye’deki kooperatifler devlet vesayetçiliğinden özerkleşmedi, demokratikleştirilmedi doğrudan serbest piyasa kooperatifçiliğine dönüştürüldü.

Meydan: Sohbet için teşekkür ederiz. Umuyoruz ki kooperatif deneyimleri hem üreticinin ürününü gasp eden şirketlere karşı hem de tüketiciyi marketlerden, ürünün fiyatının kat be kat fazlasına, alışveriş yapmaya zorlayan kapitalizme karşı örgütlenen yaşamsal bir mücadeleye dönüşür.

 

Bu söyleçi Meydan Gazetesi’nin 12. sayısında yayımlanmıştır.

Gazetemizde yayınlanan tüm yazılara arşiv bölümünden ulaşabilirsiniz.

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

Giriş
Login