Devlet ve Halklar Yüzleşiyor – ANTIFA Terör Örgütünün Heykel Terörü

Batı denilen dünyada devletin heykelleri birer birer boyanıyor, kırılıyor, yıkılıyor. Bir beyaz polisin siyah “hırsızı” öldürmesiyle başlayan isyan Amerika’dan Avrupa’ya yayılıyor. Faşistlere, ırkçılara karşı tahammülsüzleşenler bu isyanı bir karşı koyuşa dönüştürüyorlar. Bu karşı koyuş, faşizme karşı koyuş ya da kısaca ANTIFA!

Bu günlerin popüler gündemi “ANTIFA örgütü”. Trump’ın günlerdir terör örgütü olarak gösterdiği ANTIFA aslında bir anlayış. Bu anlayışla örgütlenen insanların belirli bir mekan ve zamanda eyledikleri şeylerdir ANTIFA. Yani bir anlayışı örgüte çevirmeye çalışıyorlar. Şimdilik buralarda PKK, PYD ile ilişkilendirilen ve Amerika, Avrupa menşeli denilen bu örgütün örgüt olup olmadığı netleşmedi. Ama faşizme karşı koymak, tüm devletlerin yazılı olmayan yasalarında suçtur.

Faşizm devletlerin olmazsa olmazıdır. Her devlet zaman zaman uygulamalarını faşist yol yordamlarla işletir. Devletlere yazılı yasalar yetmez yani yasalar devletlerin katliamlarını her zaman meşrulaştıramaz, saklayamaz. Sınıfsal çelişkileri, yoksul-zengin adaletsizliğini sürdürmek; düşünsel özgürlükleri bastırmak için yazılı yasaların yanı sıra faşist uygulamalar gerekir. ANTIFA nasıl adalet ve özgürlük isteyenler için bir anlayışsa devletler için de faşizm bir anlayıştır.

Kristof Kolomb Amerika halklarının katledilmesinin, sömürülmesinin ve dolayısıyla bahsettiğimiz faşizm anlayışının sembolüdür. ABD’deki ANTIFA örgütü şimdiden onun iki heykelini halletti. Biri Boston’da başı koparılarak kırıldı, diğeri ise Richmond’da sulara gömüldü.

İngiltere için “güneşin batmadığı imparatorluk” derler. Bu faşizm anlayışı, pek çok coğrafyaya yayılmış İngiltere için de geçerlidir. İngiltere’deki ANTIFA örgütü ise geçtiğimiz günlerde George Floyd İsyanı sırasında, 1940’ların devlet başkanı ve Bangadeş Holokostu’nun faili olan Churchill’in heykelini boyadı ve üzerine “O bir ırkçıydı” yazdı. Bununla da yetinmeyip 1700’lerde yaşamış, hastane ve okullar yaptırmış, yaptırdığı hastane ve okullara ismi verilmiş ünlü bir İngiliz tüccarın Bristol’daki heykelini önce boyadı, sonra yıktı, sonra da Bristol deresine attı. O tüccar, Edward Colston, olması gerektiği gibi derenin dibinde. Gerektiği gibi, çünkü kendisi bir köle tüccarıydı.

İkinci Leopold “Kongo benimdir!” diyebilecek alçaklıktaki bir Belçikalı’ydı. Krallığı döneminde Kongo’yu işgal etmişti. Kendisini Kongo’nun sahibi sayan bu alçak, yaklaşık 10 milyon Kongolu’yu katletmişti. Onun heykeli şimdi, Belçika’daki ANTIFA örgütünün saldırısı sonrasında, boyanmış ve kırılmış bir şekilde bir müzenin deposunda saklanmaktadır. 

George Floyd İsyanı’ndan önce de tarih benzer “heykel terörü” örnekleriyle doludur. 1886’da Haymarket meydanında toplanan milyonların arasında bir bomba patlatılmış, patlayan bombada yaşamını yitirenler arasındaki polisler için yapılan heykel Haymarket’e dikilmeye çalışılmıştı. Chicagolu anarşistler ya da ANTIFA örgütü bu heykeli diktirmemişti. Yıllarca yedi defa dikilmesi denenen bu polis heykeli hep yakılıp yıkılmıştı. Ve sonunda 1970’lerde heykel kimselerin gezip göremeyeceği Emniyet Müdürlüğü’ne dikilmişti.

“Heykel terörü” devlet ve halkların bir yüzleşmesidir. Bu yüzleşmenin kaynağı olan sorun çok ama çok eskilere dayanır. Ve bu yüzleşme uzun sürecek, bitmeyecek gibi görünen bir yüzleşmedir. Tüm dünyaya yayılan sömürü sisteminin katliamlarının bir yüzleşmesidir. Daha doğudakiyle batıdakinin yüzleşmesidir. Ama dünya yuvarlaktır, bu sorun da çözümü de coğrafik değildir.

Bu ezen ezilen kavgasında, yoksul zengin kavgasında her daim tarafı belli olan devlet ve halkların yüzleşmesidir. Bu yüzleşmeyi bu günlerde heykel terörüyle belirgin biçimde yaşıyoruz. Bu yüzleşme belli ki uzun sürecek ama bir gün bitecek. Halklar kazanacak ve halkların düşmanı devlet kaybedecek.

Serkan Bayrak