Devlet Halkların Düşmanıdır -SSCB’nin Kırım Katliamı-

Bugün SSCB’nin Kırım Tatarları Katliamı’nın yıl dönümü.

Kırım’ın günümüzdeki nüfusunun yüzde on beşi Kırım Tatarcası konuşuyor. Yaklaşık bir buçuk milyon nüfuslu Kırım’da iki yüz yirmi beş bin kişinin Kırım Tatarcası konuştuğunu düşünebiliriz. 1900’lerin başından değerlendirmeye başlasak asimilasyonun etkisiyle en az bir bu kadar daha Kırım Tatarı da Tatarca konuşamasalar bile Tatar’dırlar. Bir bölgede baskılanmış halkları kimin baskıladığını anlamak için o bölgedeki egemen dilin hangi dil olduğunu araştırmak yeterlidir. Günümüzde Kırım’da yüzde seksen Rusça konuşulmaktadır. Ve Kırım, Rusya Federasyonu işgalindedir. Osmanlı işgalinden Rusya işgaline iki yıl süren özerkliğinin ardından Birinci Dünya Savaşı sonrasında tekrar SSCB işgali, İkinci Dünya Savaşı süresince 1940’tan 1944’e Almanya işgali ve savaş sonrası tekrar SSCB işgali yaşayan Kırım, SSCB’nin yıkılmasının ardından da Rusya Federasyonu’nun işgalinde kalmıştır.

“Kırım devletler arası politik ve stratejik bir önemdedir.” Bu klişe kalıbı bir yana bırakırsak devletlerin egemenliği kabullenmeyen her halk saldırıya, savaşa, soykırıma maruz kalır. Yani politik ve stratejik açıdan bölgesel önemin dışında egemen olanın egemenliğinin şartsız bir şekilde kabullenilmesi istenir. Kabullenilmiyorsa da saldırı başlar. Rusların yüz yıllardır değiştiremediği Tatarlık, SSCB için de bir dertti. Tabi bir de 1917’deki özerklik isteği de düşünülürse bir bahane ile Kırım’dan Tatarları çıkarma istekleri artmıştı. 1940’da Alman işgali altındaki Kırım’da Tatarların Almanlarla anlaştığı iddiası ile Tatar Katliamı meşrulaştırılmaya çalışılmıştı.

1945’te İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesi ile birlikte SSCB yüzünü sınırlarının içerisine dönmüştü. İşte bunların ilklerindendir Kırım Tatar sürgünü, soykırımı.

İkinci Dünya Savaşı’nın başından beri zaten Kırım Tatarları Kızıl Ordu içerisinde savaştırıldılar. Yaklaşık bin beş yüz subay ve seksen bin Kırım Tatarı askerlik yaptı. On yedi bin Kırım Tatarı partizan birliklerindeydi. Savaşa katılan Kırım Tatarlarının üçte biri yaşamını yitirdi, diğerleri ise orduda kaldılar. Kırım Tatarları arasında bazıları Sovyet kahramanı olarak tanımlandılar.

Savaş sırasında Alman işgali altındaki Kırım’da Tatarların Almanlarla anlaştığı, merkez komitenin temel iddiasıydı. 11 Mayıs 1944’te alınan kararlar Stalin imzalıydı. 18 Mayıs tarihinde erkek Tatarların Kızıl Ordu’da olduğu düşünülürse çocuk ve kadınların çoğunluk olduğu yaklaşık yirmi bin Kırım Tatarının sürgünü başladı. Ağırlıklı olarak Asya kırsallarına sürgün edilen Kırım Tatarlarının çoğu sıkıştırıldıkları trenlerde yaşamını yitirdi. Gıdasız gönderilen ve bilmedikleri bölgelerde yaşamaya zorlananların çoğu ise sürgün edildikleri bölgelerde yaşamlarını yitirdiler. SSCB için ihanetçiler suçlarının cezasını çekiyorlardı. Kırım’da sürgün sırasında karıştırılarak unutulduğu anlaşılan bir Tatar köyünde gerçekleştirilen katliam, adeta SSCB’nin kurgulanmış katliamının göstergesi oldu. Unutulan Arabat köylülerinin doldurulduğu gemi Karadeniz açıklarında batırıldı. Arabat köyünden kurtulan olmadı.

Stalin’in yaşamını yitirmesinin ardından entrikalarla dolu politikalarda artış oldu. Bu entrikalar Stalin’in yardımcılarından Beriya’nın idamı ile sürdü. Bir sene sonra ise Kırım, Ukrayna devletine armağan edildi.

1960’larda SSCB’nin destalinizasyon* döneminde Kırım Tatarları diğer SSCB vatandaşlarıyla eşitlendi, Kırım ziyaretlerinin önü açıldı.

Günümüzde ise tarihte bir şekilde Kırım topraklarında egemenlik kurmuş Rusya, Ukrayna, Türkiye üçgeninde devletler siyasi bir argüman olarak Kırım’ı kullanıyorlar. 2014’te yapılan bir referandumla tekrar Rusya’ya bağlanan Kırım bugünkü Rusya-Ukrayna savaşının da önemli bir bölgesi. Türkiye bölgedeki Tatarlarla samimiyetsiz bir süreç işletiyor. Masada olabilmek için Kırım Tatarlarını kullanıyor.

Toprakta yaşar ve yaşadığın, alıştığın toprağı seversin. Yaşamak için topraktasındır, toprak için yaşamazsın. Devletler sınırlarıyla kendi egemenliklerinin nerede başlayacağını ve nerede biteceğini belirlerler. Devletler, egemenlikleri için yaşarlar ve egemenlikleri için her şeyi yaparlar. Her devletin tarihi katliamlarla doludur.

Katliamların olmadığı bir dünya için Devletsiz bir dünyayı yaratmalıyız.

*SSCB’nin Stalin sonrası dönemi.

Serkan Bayrak